İki yılda bir (son)



Biz şimdi hangi film deyiz derken bunu kastediyordu herhalde.Yaşananlar filme benzemeye başlamıştı. Nereden çıkmıştı şimdi bu Jandarma. Gecenin bir yarısı apar topar çıktığı için kimlik yoktu yanında. 
Kesin soracaktı. Zaten ona bakıyordu sürekli. Jandarmayı görür görmez biraları iki ayağının altına gizlemişti. Allah'tan onu görmediler diye şükür ediyordu. O esnada asker ilk tepkisini verdi "Hanım efendi kimlik lütfen." Şimdi yanmıştı işte. Ne söyleyecekti adama. "Şey ben kimliğimi yanıma almayı unuttum da, Tc numaramı söylesem olur mu?" dedi. Askerin alın çizgilerinin gerildiğini görebiliyordu. Hem kimliksiz çık, hem de gecenin bir yarısı ıssız bir yerde arabanın içinde bir adamla otur. Olacak iş değil. O bunları düşünürken askerde karar vermişti. "Şimdilik böyle olsun ama bir daha kimliğiniz olmadan sokağa asla çıkmayın, yoksa işlem yapmak zorunda kalırım. Ayrıca beyefendi burada durmayın. Geceleri alkol alanlar çok geliyor. Rahatsızlık vermesinler size."  Ya çok anlayışlı bir askerdi, ya da çok kurnazdı laf sokuyordu. Hiç uzatmadan onayladılar ve tekrar yola koyuldular. Ses çıkmıyordu ikisinden de. En sonunda karşısındaki  dayanamadı.

-Sen nasıl bir insansın. Ne zaman buraya gelsek. Ya polis ya Jandarma çeviriyor. Bir daha sana sormayacağım. Ben seçeceğim. Belayı çekiyorsun kızım sen. Bilmem lazım aslında.

-Kabul etmeseydin canım sende. Olmaz geçen seferi hatırla deseydin. Romantiklik yapmasaydın. Nereye gideceğiz şimdi?

-Bir yerde sabit durmayalım bari, dolanalım. Çok geç saat sıkıntı oluyor. Valla inanamıyorum ya, İyi yırttık yalnız. 

Kahkaha atmaya başladılar. Bu gecede unutulmayacaklar arasına eklenmişti.Hangi anını unutabilirdi ki zaten. Meşhur çığlık çığlığa olan kavgalarını mı, yoksa günlerce süren sessizliklerini mi. Bazen günlerce sessiz olurdu bu adam. Gözleri dolu dolu gezerdi, sanki tek kelime bir şey söylese ağlayacak gibi.Ne kadar uzun sürerse bu hali o kadar çok acı çekerdi. Sorardı ama cevap alamazdı. Son zamanlarda kabullenmişti, sormuyordu. Bilmediği bir sessizlikle mücadele etmek zordu. Bir şey mi yaptım diye aklının en ücra köşelerine kadar düşünürdü. Uyuyamazdı geceleri, uyusa bile çığlık çığlığa uyanırdı. Bilirdi o da uyuyamıyordu. Neydi bu sessizliklerin sebebi asla bulamadı. Bir kaç gün sonra düzelir, hiçbir şey olmamış gibi neşeli,zıpır olurdu. Belli ki bu tavırlarının karşısındakini ne kadar yaraladığından haberi yoktu. Her sessiz bekleyiş yarayı daha da derinleştirdi. Anlam veremediği şeyleri hiç sevmezdi. Her şeyin bir cevabı olmalıydı. İnsanlar net olmalıydı ona karşı. Dürüsttü çünkü, karşısında ki üzülecek mi diye düşünmeden ne hissederse bile söylerdi. İkircikli davranmazdı, muallakta bırakmazdı. Ama bu ilişki o kadar karmaşık, o kadar çözülemezdi ki. Bazen kocaman bir BİZ oluyorlardı, bazen ise kocaman bir HİÇ. Bazen değişen bu ruh dalgalanmaları  yaraların en derinini açıyordu ve hiçbir sorusunun cevabını alamadığı için yara açık kalıyor, kapanmıyordu.Vazgeçişleri de böyle olmuştu. İkisinde de yara alacak yer kalmamıştı. Biraz daha devam etseler kan kaybından yitip gidecekleri.Aslında o kadar zıt karakterlerdi ki. Belli ki bu zıtlıktı onları çeken. Biri ihtişamı sever,biri sadeliği. Biri çok okur, biri okuyanla dalga geçer. Neden onu seviyorum diye çok düşündü. Bir çok sebebi vardı belki, belki de hiçbir sebebi yoktu. Güzeldi, mutluydu, derinden hissediyordu aşkı da, öfkeyi de.
Şimdi güzergah sadece yoldu.Sessizliği bozdu. 

-Neden şimdi geldin?

-Güzel soru. Yazlıktaydım, bir kaç duble rakı içtim ve aklıma düştün. Ne zaman olsa sana ulaşacağımı bildiğim için yazdım. Belki hemen görmeseydin silerdim bile yazdıklarımı.

-Alkol alınca aklına geliyorum demek ki. Hoşmuş.

-Sebeplerinden birisin. Anormal değil. 

-Anlat ya merak ediyorum neler yaptığını ,detay vererek anlat ama. 
Uzun bir süre o anlattı,o dinledi. Pürüzsüz yanık teni, dolgun dudakları , buğulu ve sevgiyle bakan gözleri dinlemek gibisi yoktu. Dinlendirici bir şeydi ona bakmak. Bu zamana kadar o dolgun dudakları hiç öpmedi. Ne o istedi, ne de karşısındaki teklif etti. Ama şimdi onu dinlerken öpme arzusu vardı içinde. Aynısını o da hissetmiş olacak ki sürekli parmaklarını dudaklarında gezdiriyordu. Arada sırada ter basıyor camı açıyor, biraz temiz havayı içine doldurup tekrar kapatıyordu. Hava da mis gibiydi. Tertemiz, içine çektikçe enerji veriyordu.Yıllara yayılan bu garip ilişkide tensel temasları hiç olmamıştı. El ele bile tutuşmamışlardı. Sanki  dokunsalar duramayacaklarını bildikleri için asla teşebbüs bile etmiyorlardı. Bu durumda karmaşık olan durumu iyice kördüğüm yapıyordu. Birden durdurdu arabayı.İki katlı bir evin karşısındaydılar şimdi.Eski ama sağlam duran bir yapıydı.

-O gece vefat eden arkadaşım burada oturuyordu. Öldüğü geceden sonra hiç gelmemiştim,şimdi seninle ilk defa geliyorum.

Ne söylese bilemedi. Adama kederini hatırlatmıştı belli ki. Ne diyebilirdi ki. 

-Neden vefat etti?

-Bak şu dükkanın duvarının köşesini görüyor musun? O gece çok alkollüymüş. Tam buradan dönerken , hızını alamamış çarpmış buraya. Olduğu yerde de vefat etmiş. O geceden sonra ilk gelişim. Çok tuhaf.
-Tuhaf olan nedir?

-Bilmiyorum, tuhaf hissediyorum. Bir başlangıç ve sonsun benim için.Nasıl başarıyorsun bunu. Resimlerine bakıyorum, hepsinin içinde olmayı çok istiyorum. Yanında olmayı, seni sevmeyi çok istiyorum. Ama sonra bir an geliyor vazgeçiyorum. Korkuyorum delicesine. Kırdığın ve kırdığım yerleri unutamıyorum. Daha da kötü olmasın istiyorum. Güzeldi diye düşünelim sadece istiyorum. Sonra engel olamıyorum kendime, soluğu senin yanında alıyorum. 

-Şaka gibi ama aynısını bende hissediyorum. Deli bir özlem duyuyorum bazı geceler. Sonrasında kendimi sakinleştiriyorum. Rahatla kızım geçecek bekle biraz diyorum ve geçiyor. Yoksa biliyorum ararım, yalvarırım belki gel artık diye. Ama biz seninle aynı kabın içerisinde duramıyoruz biliyorum. Birimizden biri rahat durmaz. Huzursuzluk çıkarmak için bir yol buluruz. Belki dönüşü bile olamayacak hasarlar veririz. Zaten verdik. Bırakalım kalsın öyle.Hiçbir şey sonsuz değil. Eninde sonunda unutacağız...

-Haklısın sonsuz değil, ama sonsuz gibi yaşamak gerekli...

-Öyle de yaşadık zaten, sonu gelince de duvara tosladık. Neyse bunları konuşmanın bir faydası yok artık bize. Biliyoruz gerçekleri bal gibi. Eve bırakır mısın beni? Çok geç oldu.

-Öyle olsun bakalım, sen nasıl istersen...

Dönüş yolundaydılar şimdi. Yol hızla sona doğru götürüyordu onları. Ayrılacak olmanın verdiği hüznün sessizliği konuşuyordu aralarında.Yol bitmesin istiyorlardı. Ne kadar kızsalar da yol bitmesin sürsün hep diye geçirdiler içlerinden. Konuşmasalar da birbirlerinin sıcaklıklarını hissedecek kadar yakınlardı. Kafasını cama dayadı, akıp giden asfaltı izlemeye başladı. Onun yanında ağlamak istemiyordu. Bu zamana kadar kimsenin yanında ağlamamıştı, bu kuralını bozmamalıydı. Olabildiğince sıktı dişlerini. Gelmişlerdi. Evinin önüne tamda gelmeden durdurdu arabayı.

-Eeee şimdi ne olacak?

-Ne olması gerekiyorsa o. Rakı içeceğiz ya, unutma sakın.

-Aaa doğru bak. Tamam ben sana bir kaç gün sonra haber veririm.

-Tamam o zaman senden haber bekliyorum.

Veda zamanı gelmişti. İnmek istemiyordu arabadan, diğeri de alev alev yanan gözleri ile gitme diyordu.Bir kaç saniye hiç ayırmadan gözlerini birbirlerine baktılar. Unutamamak için, son bir kere hafızayı doldurmak gibiydi.Ve o esnada hiç beklenmeyecek  bir şey olmaya başladı. Karşısındaki yaklaşmaya başlamıştı ve istemsizce o da ona doğru kayıyordu. Şimdi kolları boynundaydı kafasını ise omzuna koymuştu.Kokularını daha yakıdan duyuyorlar ve gözlerini açmıyorlardı.

Nasıl güzeldi, nasıl sonsuz... Hiç bırakmak istemedi.Sonsuza kadar onun omzunda kalabilirdi. Kafasını kaldırdı ve yüzüne baktı, gözleri kapalıydı. İnce parmakları ile dudaklarına dokundu. Gözlerini açtı , yüzleri birbirine değiyordu ve kavuştu dudakları. Normal bir öpücük değildi bu. Yılların sonunda  aniden ortaya  çıkan hasretli bir kavuşmaydı. Haşin değildi, sakindi. Tadına vararak uzun uzun   öpüşüyorlardı. Birbirlerini nefessiz bırakmıyorlar ama asla da ayrılmıyorlardı. Doyumsuzca ne kadar devam etti bilmiyordu. Biri yeter demiş gibi aniden durdular. İkisi de şaşkındı. Bir anda gelişen bu olay ikisini de aptal etmişti. Bir şey söylemek gerekir miydi? Hayır gerekmezdi.Kafasını kapıya dönüp " ben gitsem iyi olacak" dedi. "Tamam ben iki üç içinde arayacağım seni".

Hızla indi arabadan, arkasına bakmadan bahçeye girdi. Onunda hemen dönüp gitmeye başladığını hissediyordu. Biraz bekledi bahçede. Kalbi ona ait değilmiş gibiydi. Attığını bile hissetmiyordu. Aynaya baksa bembeyazdı suratı kesin.Küçük adımlarla yürümeye başladı. Kafası iyice karışmıştı. Aramayacak dedi, aramayacak. Tüm büyü bozuldu. Aramayacak, aramasında zaten. 

Bir öpücük tüm yılların büyüsünün bozulduğunu hissettirdi bir anda ona.Gözlerinden kocaman damlalarla yaşlar boşalıyordu. Özlemişti çok hemde ve şimdi yine yoktu.Yok olsundu artık. Onun için ağlamak istemiyordu. Bıkmıştı, usanmıştı ama yine arasa yine giderdi.Nasıl bir çıkmazdı bu. Gitmeli buralardan, kaçmalı diye düşündü. Ne kadar uzağa giderse o kadar çabuk unutacaktı. Ağlamaktan yorgun düşmüştü. Usulca yatağına uzandı, yorganı üstüne çekti, iki elini bacaklarının arasında kavuşturup yüzünü  de yastığa iyice gömdü. Hem dedi aramayacak zaten, biliyorum aramayacak, arayamaz, aramasın...

Bitti.

Yorumlar

  1. ay aman yaaa ne üzücü böyle yani birlikte olmayı da ayrılmayı da becerememek :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazen en güzel bir hiç olmayı becerebiliyoruz :(

      Sil

Yorum Gönder

Yorumlarınız beni geliştirir.

Popüler Yayınlar