İki yılda bir (devam)
Ateşli bir kavganın sonucu buraya gelme kararı almışlardı. Yolda ne hakkında kavga ettiklerini bile unutmuşlardı. Yol onları sakinleştirmiş, birbirlerini anlamalarını sağlamıştı. Bu yüzden yolları çok severdi. Aklını yolun hızlı akışı gibi yola boşaltırdı. İyi kötü ne varsa kaybolan yolla birlikte akıp giderdi. O gecede öyle olmuştu. Sonrasında sahilde uzunca yan yana oturup bir saat önce hiçbir şey olmamış gibi dertleşmişlerdi. Dönüş kararı aldıklarında ise tam da şimdi oldukları yerde polis çevirmişti. Gecenin bir yarısıydı ve çevirme vardı. Olacak gibi onun da ehliyeti yanında yoktu ve bir arkadaşının arabasını kullanıyordu. Polis tabiki de o gece yapması gereken tüm işlemleri yapmıştı. Ehliyetini bile altı ay kullanamayacaktı. Kara komediydi yaşadıkları. Polise öyle güzel dert anlatıyordu ki bir kere daha aşık olmuştu.
-Unutmam mümkün değil tabi, ben tutturdum bir de buraya gelelim diye. Hala üzülürüm ehliyetine.-Boşver, o gece daha kötü bir şey oldu ben ondan asla unutamam.-Daha kötü ne olabilir ki...-Seni bıraktıktan çok yakın bir dostumun vefat haberini aldım. Senden sonra soluğu orada aldım. Felaket zinciriydi.-Bizim beraberliğimizden hayır çıkmaz zaten.-Böyle söyleme lütfen.Gerçekten böyle olmadığını biliyorsun.-Biz iki akrep yan yana gelince tehlikeli oluyoruz bence. Baksana olaylara.
Gülümsüyorlardı. Konuşurken bir o anıya bir bu anıya geliyorlardı. Deli gibi kavga eder ama hiçbir şey olmamış gibi de gülerlerdi. Sabahlara kadar tefonda konuşur, birkaç saat uykuyla işe gelirlerdi. Birbirlerini görmek için şeytanın aklına gelmeyecek bahaneler bulurlardı. Onları yan yana göremezdiniz ama onlar hep birlikteydi. Ona hazırladığı kahvaltılar meşhurdu. Her zaman tabağını süslerdi. Hiçbir şey bulamasa muhakkak bir çiçek iliştirirdi tabağa. Çaldığı tüm şarkılar ona ithafendi. O buğulu gözleri ile hoparlörü işaret eder bak bu sana derdi. Ne çok şarkı vardı aralarında. Çok uzun zamandır hiçbirini dinlememişti. Bile bile dinlememişti aslında. Kabuk bağlayan yarasını kaşıyıp kanatmak olurdu bu. Gücü çok fazla yoktu. Onun orada olmasını ve bir gün geleceğini bilmek yetiyordu ona. Derinine girip düşünmeye başlarsa hareketsiz kalırdı. Bunu yapmaktan vazgeçmişti artık. Belli ki o da bazı şeylerden vazgeçmişti ki müziksiz yol alıyorlardı. Aç demedi. Yeni bir keder eklemek istemiyordu anılarına.Bir anda ayağı sert bir şeye çarptı. Bir poşetti bu , eline aldı baktı. Bir poşet dolusu bira vardı. Gözlerine inanamadı.
-Şaka mı bu? Gerçekten bu biraları aldın mı? İnanamıyorum sana.-Aldım tabii.Sen çok seversin. Bütün fotoğrafların içki masasında.-Sen nereden gördün benim fotoğraflarımı bakayım.-Görürüm ben. Hem ben gelmeden iki tane içtim. Bunları da birlikte içelim.-Sen benim instagram hesabıma mı baktın yoksa? Genelde gizlidir aslında.-Baktım tabii. Hep aynı yerlere gitmişiz.-Bende sana baktım ki. Evet gittiğimiz çoğu yer ortak. E o yüzden yan yanayız şu an. Birbirimizden haberdar olmasak bile aynı şeyleri yaparız, sen daha iyi bilirsin.-Öyle oluyor galiba...
Öyle oluyordu evet. İki akrep burcu insanı hep aynı şeyleri düşünüp, bilmeden aynı yerlerde dolaşıyorlardı. Aralarında görünmez bir ip vardı. Birbirlerinin yörüngelerinde asla çarpışmadan dönüyorlardı. Ama bu içki olayına takılmıştı iyice. Nasıl olurdu aklı almıyordu. İçmezdi bu adam. Karşıydı alkol barındıran her şeye. Şimdi bir poşet birayı gel beraber içelim diyordu.
-Nereden geldi sana bu bira sevdası?-İçiyorum bende artık. Sahilde ki balık restoranındayım her hafta sonu. Çok içiyorum hem de.-Ne zamandır içiyorsun? Benim neden haberim olmadı hiç.-Aslında sen oradan gittikten birkaç ay sonra başladım.O yüzden haberin olmadı.-Beni mi özledin yoksa?-Seni özledim,hem de çok. Elimde olsa zamanı geri sarar tüm yaşadıklarımızı baştan yaşarım.Hiçbir şeyin tadı kalmadı orada artık.-Çok mu özledin? Neden aramadın bu zamana kadar.-Sende aramadın.-Ben aramam demiştim sana, belki arardım. Ne zaman olurdu bu bilmiyorum ama.-Aniden gittin. Gitme bile diyemedim sana. Bütün gün dolandım durdum etrafında ama gitme diyemedim sana. Diyemezdim de zaten. Hakkım yoktu. Sende ait olmadığını biliyordun bende hissediyordum.-Gitmezsem olmazdı, biz olmazdık. Nefret edecektim senden. Seni de benden nefret et diye zorlayacaktım belki de başaracaktım.-Sen onu da yaparsın cadı.
Gülüyorladı. Her yapma dediğini zevkle yapardı. Karşısındakini çıldırtır bundan da aşırı zevk alırdı. Hele onun kızdığında böyle deli gibi dolandığını görmek müthiş bir hazdı onu için.Gelmişlerdi. Denizi uzaktan yıldızları ise çok yakından görüyorlardı. Müzik hala yoktu. Konuşmak istiyorlardı ama öyle özlem vardı ki. Konuşarak birbirlerine kızmak istemiyorlardı.Biri bir başlasa bu hava bozulacak, hesaplaşmalar başlayacaktı. Ne olurdu sanki o iki yılı yok saysalar.
-Eeee anlat bakalım neler yapıyorsun?-Pek bir şey yok. Çalışmak çalışmak çalışmak...-Çalışmak mı sadece?
Özledin mi beni diye soramıyordu. O da özledim diyemiyordu. Özledim derse ağlayacaktı.Çünkü delicesine özlemişti. Kokusu burnunun ucuna değiyor, zorla bu parfümü aldırdığı günü hatırlıyordu. Sanki hiç gitmemiş gibiydi. Aslında gitmiyorlardı. Belki bir gitseler,bir gidebilseler iyileşeceklerdi. Onu unutmak istemiyordu. Gidemeyişi bilinçliydi. Öyle güzel, öyle imkansız, öyle zordu ki. Her anına hayrandı yaşadıklarının. Okuduğu kitapların gelir kapağını kapatırdı okuma bana bak diye. Rahat vermezdi asla. Yemek yapmışsa yemeğin en iyi yerlerini onun tabağına doldururdu, bitiremeyince de kızardı. Bazen bir şeylerden bahsederdi anlamazdı bilirdi ama masum masum dinlerdi.
-Çalışmak tabi ya. Ne olsun. Ufak tefek seyahatler bir de.-Gördüm gördüm. Ben de gideceğim Karadeniz'e. Hadi al bir bira , bana da ver bir tane içelim. Arabadan çıkmayalım. Oturalım böylece.-Öyle olsun bakalım. Kimse kalmadı dimi eskilerden orada?-Yok kalmadı. Bende eskisi kadar gitmiyorum zaten. Bir uğruyorum arada. Gitmek gelmiyor içimden.-Bende bir kere geldim. Acil bir işim vardı hemen döndüm. Sana bakındım ama göremedim. Soramadım da kimseye.
Soramazdı tabi.Kimseler kalmamıştı biliyordu. Onunda orada olmayışını hissediyordu.Gittiğinde göremeyeceğini de biliyordu.Hiç konuşmuyorlardı şimdi. Uzun uzun gözlerini kavuşturuyorlar içkilerini yudumlamak için ayırıyorlardı sadece.Kokularını içlerine dolduruyorlardı.Ne kadar çok koklarsa o kadar geç unutacaktı sanki.Gitmiyordu artık oraya. Demek ki ondan sonra vazgeçmişti oralardan, üzüldü. Alkole de başlamıştı "ben ne yaparsam o da yapıyor sanki"diye düşündü.Hayaliydi birlikte güzel bir rakı-balık yapmak.
-Eeee ne zaman bana rakı-balık yapacaksın?-Şimdi aklımdan bunu geçiriyordum biliyor musun? Her zaman söylerdim sana da asla kabul etmezdin. Ne zaman istersen yapalım. Ben ısmarlayacağım hem de. Adaya gidelim hatta. Kalırız da orada. Bildiğim çok güzel yerler var, bayılırsın.-Tamam harika olur.Bu hafta sonu yapalım.İçi cız etti. Gerçek olamayacak kadar saçmaydı şu an. Rakı balık yapma muhabbeti yapıyorlardı. Üç gün sonra buluşmak için sözleşiyorlardı. Tebessüm etti, bir offff çekti içinden.-Peki yapalım,ben ayarlarım yeri.O sırada karşıda bir arabanın ışığı yanıp sönüyordu. Onlara doğru geliyordu. Yaklaştıkça ne olduğunu anlamaya başladı. Olamaz Jandarmaydı bu.-Daha neler,bize mi geliyor?-Kızım sen nasıl bir şeysin. Hep bir bela açacaksın bana.
Katıla katıla gülmeye başladılar. Solukları kalmamıştı ki, askerin " Ehliyet lütfen" sözüyle kendilerine gelebildiler.
Devamı gelecek.
hüzünlü bu yaa iki yaralı insan gibi iki tutunamayan gibi :)
YanıtlaSilbirbirlerine tutunamadılar :(
Sil