Kütüphanecilik
Birkaç gün önce Kağıttan Dünyam'ın bloğunda kütüphane anılarını okudum. Yazısını okurken,bir sürü farklı insana hayal kurduran kitapların arasında yolculuk yaptım. Bana maziyi hatırlattığı için çok müteşekkirim.
Orta son ve lisedeyken tam bir kütüphane aşığıydım. Yaşadığım şehirde, 2000'li yıllarda öyle kitapçılar fazla yoktu. Biraz da mecburdum kütüphaneye gitmeye. İki günde bir kitap bitiriyor, okudukça okumak istiyordum.İlk başta şehirde Halk Kütüphanesi olduğunu duydum. Hemen yerini öğrendim ve soluğu orada aldım. Küçük ve eski bir binaydı. Yanlış hatırlamıyorsam pembe boyalı duvarları olan, şehrin pek de bilinmeyen bir yerine sessizce dikilmişti. İlk içeriye girdiğimde, hiç unutamam kafamda canlandırdığım, filmlerde gördüğüm gibi bir yer değildi. Sade bir düzeni vardı. Demirden eski raflarda numaralanmış kitaplar, ortada ise üstünde bordo rengi masa örtüsü olan kocaman bir masa vardı. Sakindi, kimsecikler yoktu. Kitapların arasında dolaşmıştım uzun uzun. Hiç bilmediğim kitaplar, adını ilk defa duyduğum yazarlarla bezenmişti bu eski ve sakin bina. Bir görevli bulup üye olmak istediğimi belirttim. Ve o da birkaç şey sordu koyu pembe karta benzeyen bir şey verdi.İşte o benim ilk kütüphane üyelik kartımdı. Saklıyorum onu hala. Ama nerede olduğunu bulamadım şu an. O zamandan sonra düzenli olarak kitap almaya başladım oradan. Ama hiç içinde oturup okuma yapmadım. Çünkü kimse yapmıyordu. Gittiğimde de pek fazla insan olmuyordu zaten.
Bir müddet sonra ben liseye başladım. Okulum tam gündü ve derslerimiz ağırdı. İlk senemiz ise hazırlıktı. Çok yoğun olmaya başlamıştım ve okulunda kütüphane kolundaydım zaten. Lisenin kütüphanesi benden soruluyordu, kitaplar elimin altındaydı. Ama ne yalan söyleyeyim pek de zengin bir kütüphane değildi. Tarzım olmayan kitaplar fazlaca vardı. Lisenin ilk günü tanıştığım ve en yakın dostum sevgili arkadaşım da benim gibi okuma aşığıydı. Değiş tokuş okuyorduk bütün kitaplarımızı. Nasıl oldu şu an tam hatırlamıyorum ama biz yaşadığımız yerde başka bir kütüphane daha olduğunu keşfettik.
Çok eski tarihi bir caminin içine kütüphane açılmıştı.O cami ki en meşhurumuzdur burada bizim. Haşmetli bir yapı, Mimar Sinan tarafından 16.yy da yapılmış."Cami, türbe, medrese, tekke, kütüphane, imaret, dârüşşifâ, paşa odaları, kervansaray ile çarşı içerisindeki hamamdan oluşan külliye; Anadolu’dan geçen kervanlar, hacı adayları ve doğuya yapılan seferlerde ordunun buradan geçmesi nedeniyle büyük bir alana kuruldu." ( Wikipedi)
Giriş kısmında sağdan sola doğru bir sürü oda vardı. Belediye o odaların bazılarında el sanatları kursu veriyordu. Odaların en büyük olanını ise kütüphaneye ayırmışlardı. Hayal edebiliyor musunuz nasıl muazzam bir yer? İçeri adım atıyorsunuz, zemini tahtadan, siz hareket ettikçe gıcırdıyor. Ortamda rutubet kokusuna karışmış, kitap kokusu hakim. Loş ışıklar var, eski usul duvarlara yerleştirilmiş.Tarihin içinde, tarih arıyorsunuz. Masalar tahtadan, her masada grup grup öğrenciler. Ortam canlı, ama sessiz. Çok nazik bir sorumlusu vardı. Her türlü sorunuza itinayla cevap verirdi. Hafif bir ses yükselmesi duyduğunda, kibarca sessiz olunması gerektiğini hatırlatırdı. Hepimiz ona saygı duyardık. O da bizim orada olmamızdan mutluydu.
Biz arkadaşımla haftanın en az üç-dört günü oradaydık. Ders çalışır, ödev yapar, kitap okurduk. Sosyalliğimizi orada konumlandırmıştık.Zaten gidecek yerde yoktu, pastane vardı birkaç tane o kadar. Olsa da biz gitmezdik zaten. İnanın orası şu an açık olsa, yine soluğu orada alırım. Kokusu bile hatırımda.
Nostaljik bir ortamdı ve ben oranın sayesinde bir sürü kitap okudum. Zamanımı başka şeyler yaparak geçirmek yerine, kendime bir dünya yaratmıştım. Tam olarak ne zaman kapandı orası bilmiyorum ama yıllardır yok öyle bir yer. Şimdi daha donanımlı, plastik masa ve sandalyelerin olduğu, bir sürü de bilgisayar ekranın eklendiği büyük bir kütüphane açıldı. Fotoğraflarından görmüştüm ve hiç içime sinmemişti. Bir gün çok yağmur yağıyordu ve benimde şemsiyem yoktu. Yeni binanın yakınlarındaydım tamda. Yağmur dinene kadar içeri girip bakınayım dedim. Ama adımımı atar atmaz hayal kırıklığım başladı. Bembeyaz bir ışık, her yer ışıl ışıl,sağlı sollu yerleştirilmiş rengarenk koltuklar, alçak plastiğimsi kitap rafları ile benim eski kütüphaneme hiç benzemiyordu. Uyduruktan yapılmış, gençler gelsin sadece ders çalışsın diye düşünülmüş sanırım. Keza kitap arayan ve okuyanda yoktu. Gençler gruplar halinde oturmuş ödev yapıyorlardı.
Nostalji düşkünü bir insan değilim. Ama kitap ve kütüphane benim için özel kavramlar. Bir kütüphanenin bu kadar sıradanlaştırılıp, içinin boşaltılması, plastiğe boğulması beni çok rahatsız ediyor.Orası o zaman kütüphane olmaktan uzaklaşıyor.
Her şeyde gelişelim, ilerleyelim tabii ama bazı şeylerinde anlamını boşaltmayalım. Kütüphaneler kitap koksun mesela. Huzur dolalım oraya girince, saatlerce kitap seçebilelim. Seçtiğimiz kitabı loş ışıklar ve mis gibi kağıt kokusu arasında okumaya başlayalım.Sessiz, sakin kendimize ait bir anımız olsun.
Biraz nostalji fena olmazdı değil mi?
Kütüphaneleri severim ben de ama ortaokul lise döneminde gittiğim kütüphanede pek bir şey yoktu, zaten ders, ödev araştırması için giderdim. Şimdikilerin yaptığı gibi internetten kopyala, yapıştır yapmıyorduk tabii. :)
YanıtlaSilEn sevdiğim kütüphane Sdü'nün kütüphanesi olmuştu. Masalar ve bilgisayarlar olsa da birkaç kattan oluşan büyük kütüphanede her şeyi bulurdum. En alt kat roman katıydı, aşağıya inmek güzel his veriyordu. Genelde orada takılırdım. :) Keşke yine gidebilsem oraya, çok iyiydi.
Nasıl özleniyor ama o günler değil mi? Daha gerçekti sanki her şey...
SilGerçekten de tam bir nostalji oldu, çünkü yıllar oldu bir kütüphaneye gitmeyeli, orada kitapları karıştırmayalı.. Arada yeni kütüphaneler açıldı diye basında ilimiz ile ilgili haberler geliyor ama o kadar alışmışız ki dijital dünyaya, gidilmiyor ne yazık ki:(
YanıtlaSilEski havası olsa gideceğim ama öyle teknolojik ki...önünden geçerken içine bakmıyorum:(
Silkütüphaneleri bir de kitap satan büyük yerleri çok seviyorum ben de, bu ara gitmeyi düşündüğüm bir kütüphane var şehirde ama saatlerimiz pek denk gelmiyor
YanıtlaSilGidecek bir yerinizin olması bile ne büyük bir şans. Bizdeki gidilecek gibi değil.
Silen güzel yazılarından biriydi bu saol :)
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim canım benim:)
Silİlhamını sizden aldım ve ne kadar oraya gitmeyi özlediğimi farkettim :)
YanıtlaSilSuper blog
YanıtlaSilThank you for your comment :)
SilPlease read my post
YanıtlaSil